Yapay zekâ ve otomasyonun çalışma hayatını nasıl değiştireceği uzun süredir tartışılıyor. Ancak Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu, Bilkent Üniversitesi’nden A. Arda Gitmez ve North Carolina Üniversitesi’nden Mehdi Shadmehr, tartışmayı farklı bir noktaya taşıyor: Teknolojik dönüşüm yalnız ekonomiyi değil, siyasal rejimleri de değiştirebilir mi?
Üç ekonomistin “Automation and Repression” (Otomasyon ve Baskı) başlıklı çalışması, otomasyon ile gelir dağılımı, toplumsal huzursuzluk ve siyasal baskı arasındaki ilişkiyi matematiksel bir politik ekonomi modeli üzerinden inceliyor.
5 Haziran 2026 tarihini taşıyan çalışma, National Bureau of Economic Research tarafından Working Paper 35336 olarak yayımlandı.
Otomasyon sermayenin payını büyütürse ne olur?
Araştırmacıların modelinin çıkış noktası, otomasyon kararlarının ekonomide yaratabileceği gelir dağılımı değişikliği.
Modelde şirketlerin otomasyona yönelmesi, milli gelir içinde sermayenin aldığı payı yükseltirken emek ile sermaye arasındaki eşitsizliği artırıyor. Eşitsizliğin büyümesi ise çalışanların mevcut ekonomik düzene karşı harekete geçme ve başarılı bir kitlesel başkaldırı gerçekleştirme olasılığını yükseltiyor.
Araştırmacılar bu noktada sermaye sahiplerinin çıkarlarını temsil eden teorik bir devlet modeli kuruyor.
Devletin önünde üç temel seçenek bulunuyor: Otomasyonu sınırlamak, vergi sistemi aracılığıyla geliri çalışanlara yeniden dağıtmak veya siyasal faaliyetleri baskılamak.
Araştırmanın temel sonucu: Otomasyon ve baskı birbirini besleyebilir
Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, araştırmacıların “otomasyon ile baskı arasındaki tamamlayıcılık” olarak tanımladığı ilişki.
Modele göre toplumsal başkaldırı tehdidinin çok zayıf veya sermaye stokunun çok düşük olduğu durumlar dışında, sermaye sahiplerini temsil eden devlet yeniden dağıtım yerine baskıyı tercih edebiliyor.
Baskı, daha fazla otomasyona alan açarken büyüyen sermaye stoku da yeni otomasyon yatırımlarını teşvik ediyor. Böylece daha fazla sermaye → daha fazla otomasyon → daha fazla baskı şeklinde işleyebilen bir döngü ortaya çıkıyor.
Araştırmacılar, sermaye birikimini de içeren uzun dönemli modellerinde, toplumsal başkaldırı tehdidinin çok zayıf olmadığı koşullarda ekonominin giderek baskıya yönelme eğilimi gösterdiği sonucuna ulaşıyor.
Üstelik modele şirketlerin yeni ve emek yoğun işler yaratabilmesi ihtimali eklendiğinde de temel sonuç değişmiyor.
Demokrasiyle başlayan model nereye gidiyor?
Makalenin en çarpıcı bölümlerinden biri ise başlangıçta demokratik olan bir toplumun ele alındığı senaryo.
Araştırmacıların modeline göre sermaye biriktikçe otomasyon artıyor. Bunun sonucunda gelir dağılımı ve yeniden dağıtım talepleri sermaye sahipleri açısından giderek daha önemli hale geliyor.
Acemoğlu, Gitmez ve Shadmehr, belirli koşullarda artan sermaye birikimi ve otomasyonun sermaye sahiplerini demokrasiye karşı bir darbeyi desteklemeye ve baskıcı bir sistem kurulmasını tercih etmeye yöneltebileceğini gösteriyor.
“Yapay zekâ demokrasiyi yok edecek” demiyor
Çalışmanın burada önemli bir sınırı bulunuyor.
“Automation and Repression”, yapay zekânın veya otomasyonun kaçınılmaz biçimde diktatörlük yaratacağını gösteren ampirik bir araştırma değil. Araştırmacılar, belirli ekonomik ve siyasal varsayımlar altında çalışan teorik bir model kuruyor.
Dolayısıyla araştırmanın sonucu “teknoloji arttıkça demokrasi mutlaka ortadan kalkar” şeklinde okunamaz.
Nitekim bugün Türkiye’de çalışma yeniden gündeme gelirken bazı yayınlarda kullanılan “yapay zekâ demokrasiyi yok edecek” türündeki başlıklar, makalenin vardığı sonucu olduğundan daha kesin hale getiriyor. Asıl çalışma otomasyonu daha geniş bir kavram olarak ele alıyor ve belirli koşullarda otomasyon ile siyasal baskının birbirini güçlendirebileceğini gösteriyor.
Tartışma yalnız işlerin geleceği değil
Acemoğlu’nun son yıllardaki çalışmalarının önemli bir bölümü teknolojik ilerlemenin yönüne ve yeni teknolojilerin emeğin yerine geçmek yerine insan becerilerini tamamlayacak biçimde geliştirilmesine odaklanıyor. MIT’nin güncel çalışma listesinde de yapay zekâ, insan bilişi, otomasyon, yeni işler ve demokrasi üzerine birbiriyle bağlantılı araştırmalar yer alıyor.
“Automation and Repression” ise tartışmaya siyasal bir boyut ekliyor.
Bu açıdan çalışma, yapay zekâ çağında sorulması gereken sorunun yalnızca “Hangi işleri makineler yapacak?” olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojinin yarattığı ekonomik kazancın kimler arasında paylaşılacağı ve ekonomik gücün siyasal güce nasıl dönüşeceği de aynı ölçüde önem kazanıyor.
Kaynak: National Bureau of Economic Research (NBER), MIT Economics




